Kesinleşen İcra Hukuk Mahkemesi Kararının “Gerekçesindeki” Benimsemenin Somut Olayda Uygulanamayacağına Dair ve Zamanaşımını Kesen Nedenler ile Kesin Aciz Belgesinin Niteliğine Dair Açıklayıcı Bir Hukuk Genel Kurulu Kararı.
Hukuk Genel Kurulu 2025/349 E. , 2026/253 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/2213 E., 2025/76 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.10.2024 tarihli ve
2024/3101 Esas, 2024/8666 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin
kabulüne karar verilmiştir.
Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun
kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle
şikâyetin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk
Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma
kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul
eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. TALEP
Borçlu vekili; alacaklı vekilinin müvekkili aleyhine bonoya dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla
takip başlattığını, icra dosyasında en son 27.09.2018 tarihinde işlem yapıldığını, üç yıllık zamanaşımı
süresinin dolduğunu ileri sürerek icranın geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Alacaklı vekili; zamanaşımı süresi içerisinde icra dosyasında çeşitli tarihlerde işlem yapıldığından
zamanaşımı süresinin dolmadığını, borçlu hakkında kesin aciz vesikası düzenlemesi için 26.09.2018
tarihinde icra müdürlüğüne başvurduklarını ancak taleplerinin reddedildiğini, memurluk işleminin iptali için
icra mahkemesine başvurmaları üzerine Akçaabat İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.05.2019 tarihli ve
2018/157 Esas, 2019/44 Karar sayılı kararıyla haciz işlemi sırasında borçlunun haczi kabil hiçbir malın
bulunmadığının haciz tutanağına yazıldığı, bu şekilde düzenlenen haciz tutanağının 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nun (İİK) 143. maddesi anlamında kesin aciz belgesi niteliğinde olduğundan ayrıca kesin aciz
belgesi verilmesinin gerekmediği gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verildiğini, icra mahkemesince
borçlunun adresinde gerçekleştirilen 25.09.2018 tarihli haciz tutanağı kesin aciz belgesi niteliğinde
olduğundan zamanaşımı süresinin 25.09.2018 tarihinden itibaren yirmi yıl olduğunu, ayrıca Akçaabat 2.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/520 Esas sayılı dosyasında görülen tasarrufun iptali davasının derdest
olduğunu belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.04.2023 tarihli ve 2023/24 Esas, 2023/44 Karar sayılı kararı ile; takip
dayanağı belge kambiyo senedi niteliğinde olduğundan zamanaşımı süresinin üç yıl olduğu, dosyada en son
27.09.2018 tarihli takip işleminin yapıldığı, alacaklı vekilince yapılan dosyanın yenilenmesi talebinin
zamanaşımını kesen işlem olmadığı, dosyada 27.09.2021 tarihine kadar zamanaşımını kesen herhangi bir
işlem yapılmadığı gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar
verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili istinaf başvurusunda
bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2024 tarihli ve 2023/1246 Esas, 2024/584 Karar sayılı kararı ile; aynı
takip dosyasında veya aynı alacak için daha sonra yapılan takip dosyasında, aynı taraflar arasında ve aynı
konuda daha önce verilen icra mahkemesi kararlarının kesinleşmiş olması koşuluyla sonraki icra
mahkemesi kararları için kesin hüküm teşkil edeceği, Akçaabat İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.05.2019
tarihli ve 2018/157 Esas, 2019/44 Karar sayılı kararının gerekçesinde haciz tutanağının kesin aciz vesikası
hükmünde olduğunun belirtildiği, bu nedenle aciz vesikasının kesin aciz belgesi niteliği taşıdığı, dolayısıyla
uygulanacak zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece
Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde
bulunmuştur.
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;”…Takip dayanağı belge kambiyo senedi niteliğinde bono olduğundan senedin tanzim ve takip tarihi itibarı
ile yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun 661, 6 62… . maddelerinin uygulanması gerekir. TTK’nun 661.
maddesi uyarınca bonolar için üç yıllık zamanaşımı öngörülmüştür. Diğer yandan 818 sayılı Borçlar
Kanunu’nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan TTK’nun 662. maddesinde
“müruruzaman; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas
masasına bildirilmesi sebepleriyle kesilir” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan maddede dava açılması ile kastedilen, kambiyo senetleri hukukuna ilişkin bir talep dolayısıyla yetkili
mahkeme nezdinde, usulüne uygun bir davanın açılmış bulunmasıdır. Örneğin senet borçlusunun açtığı
senet iptal davası zamanaşımını kesmez (TTK.669 vd.md.).
Keza ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, önceki davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması vs. davaları da
zamanaşımını kesici nitelikte değildir. Kanundaki dava tabirinden maksat sadece eda davaları ise de, borçlu
tarafından açılan menfi tespit davasında, alacaklının savunmalarını bildirmesi durumunda, anılan davanın
da zamanaşımını keseceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda yukarıda belirtilen nitelikte olmayan istihkak,
izale-i şuyu, kıymet takdirine itiraz, senet iptali, tasarrufun iptali vb. nitelikteki davalar zamanaşımını
kesmez.
İİK’nun 105/1. maddesine göre ‘Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143. maddedeki aciz vesikası
hükmündedir’
. Aynı kanunun İİK’nun 143. maddesi uyarınca düzenlenen kesin aciz vesikası zamanaşımını
keser ve aynı maddenin 6. fıkrası uyarınca aciz vesikasına bağlanan borç, borçluya karşı, aciz vesikasının
düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Görüldüğü üzere, borçlunun gösterilen adresinde yapılan hacizde, haczi kabil malın bulunamamış olması
halinde ilke olarak tutulan tutanak aciz vesikası hükmündedir. Ne var ki, belirtilen ilkenin yasal sonuçlarını
doğurabilmesi için, borçlunun malvarlığına ilişkin yapılan araştırmadan olumlu bir sonuç alınamaması ve
haciz yapılan yerdeki adresi ile bağını koparmamış olması gerekir. Borçlunun malvarlığına ilişkin yapılacak
araştırma şekli olmaktan uzak olmalı; malvarlığının bulunması ihtimal dahilinde olan yerlerde esaslı bir
araştırma yoluna gidilmelidir. Ayrıca, borçlu haciz yapılan adresten ayrılmış ve başka bir adreste yaşadığı
biliniyorsa, borçlu haciz yapılan yerde bulunamadığı için haczi kabil mala rastlanmamasına ilişkin tutulan
tutanak şekli olup, yasanın aradığı anlamda kesin aciz vesikasının yasal sonuçlarını doğurmaya elverişli
kabul edilemez.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nun 297. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; hükmün, tarafların iddia ve
savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan
delilleri, delillerin tartışılmasını ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve
hukuki sebepleri içermesi gerektiği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye
ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen
borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde
gösterilmesinin zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Akçaabat İcra Hukuk Mahkemesinin 10.05.2019 tarih,
2018/157 Esas ve 2019/44 Karar sayılı kararına dayanılarak, kesin aciz belgesi niteliğinde olan haciz
tutanağının zamanaşımını kestiğinden bahisle şikâyetin reddine karar verilmiş ise de bahsi geçen icra
hukuk mahkemesi kararının incelenmesinde; netice itibariyle şikâyetin reddedildiği, yerleşik içtihatlarımıza
göre aslolan hüküm fıkrası olup kararın bu haliyle kesinleştiği dolayısıyla dosyada kesin aciz niteliğinde bir
belgenin bulunmadığı, anılan kararın gerekçesindeki saptama yerinde olmadığı gibi içeriğinde de çelişkiler
bulunduğu, borçlu adına kayıtlı araç ve taşınmaz bulunduğu ve bunlar üzerine haciz konulduğunun
belirtildiği, akabinde haciz tutanağının kesin aciz belgesi niteliğinde olduğu cümlesinin yazıldığı, bu
durumun ise maddi hataya müstenit olduğu, sonuçta mahkemenin açıkça şikâyeti reddettiği görülmektedir.
O halde, somut olayda, zamanaşımını kesen bir sebep bulunmayıp, İlk Derece Mahkemesi kararının
yerinde olduğu görülmekle, istinaf başvurusunun esastan reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi
isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kesin hükmün kural olarak hüküm
fıkrasına münhasır olduğu ve gerekçeye sirayet etmeyeceği, ancak gerekçe hükme ulaşmak için
mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden (deliller) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile
ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunun
kabulü gerektiği, Akçaabat İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.05.2019 tarihli ve 2018/157 Esas, 2019/44
Karar sayılı kararının kesinleşmiş olduğu, hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olan karar gerekçesinin bu dosya
yönünden kesin hüküm oluşturacağı ve takip sonrasında zamanaşımı süresinin hesabında ilgili kararın
dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Borçlu vekili; müvekkilinin taşınmazına ve aracına haciz konulduğunu ancak satışlarının istenmediğini, icra
dosyasında kesin aciz belgesi alınmadığını, yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmayacağını ileri
sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda alacaklı vekili tarafından
kesin aciz belgesi verilmesi istemiyle başvurulan Akçaabat İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.05.2019 tarihli
ve 2018/157 Esas, 2019/44 Karar sayılı kararıyla şikâyetin reddine karar verilmesi ancak kararın
gerekçesinde 25.09.2018 tarihli haciz tutanağının kesin aciz belgesi niteliğinde olduğunun belirtilmesi
karşısında, İİK’nın 105/1 ve 143/6. maddeleri gereğince zamanaşımı süresinin yirmi yıl olup olmadığı,
zamanaşımı süresinin yirmi yıl olarak uygulanmayacağının kabulü hâlinde icra dosyasında alacaklı vekilinin
üç yıllık zamanaşımı süresini kesen işlemlerinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. İcra ve İflas Kanunu’nun 33/a, 71/2,105, 1 43… /b maddeleri,
2. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 661, 662, 6 63… . maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Borçlunun icra mahkemesine başvurusu İİK’nın 170/b maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken
aynı Kanun’un 71/2 ve 33/a maddelerine dayalı olarak takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde
zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle icranın geri bırakılması talebine ilişkin olduğundan ilgili yasal
düzenlemelerin irdelenmesi gerekmektedir.
2. İcra ve İflas Kanunu’nun 71/2. maddesinde; “Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun
zamanaşımına uğradığını ileri sürecek olursa, 33/a maddesi hükmü kıyasen uygulanır” hükmü yer almakta
olup aynı Kanun’un 33/a-1. maddesinde ise; “İlamın zamanaşımına uğradığı veya zamanaşımının kesildiği
veya tatile uğradığı iddiaları icra mahkemesi tarafından resmî vesikalara müsteniden incelenerek icranın
geri bırakılmasına veya devamına karar verilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hükümler uyarınca borçlu
takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun zamanaşımına uğradığını icra mahkemesinde süreye tâbi
olmadan ileri sürebilir.
3. Takip konusu senedin düzenleme tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 690. maddesi
göndermesiyle uygulanması gereken aynı Kanun’un 661. maddesi uyarınca bonolar için üç yıllık
zamanaşımı süresi öngörülmüştür. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 133. maddesine nazaran daha özel
nitelikte bulunan TTK’nın 662. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler “dava açılması, takip talebinde
bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi” şeklinde sınırlı olarak
sayılmış olup bu maddede öngörülen sebepler dışında zamanaşımı kesilmez.
4. Türk Ticaret Kanunu’nun 662. maddesinde belirtilen dava tabirinden maksat eda davalarıdır. Bu nedenle
istihkak, ortaklığın giderilmesi, kıymet takdirine itiraz, senet iptali, tasarrufun iptali gibi davalar
zamanaşımını kesmez. Kanundaki dava tabirinden maksat sadece eda davaları ise de borçlu tarafından
açılan menfi tespit davasında, alacaklının savunmalarını bildirmesi durumunda da zamanaşımı kesilir.
5. Türk Ticaret Kanunu’nun 663. maddesi uyarınca zamanaşımını kesen işlem kimin hakkında yapılmışsa,
ancak ona karşı hüküm ifade eder. Alacaklının takibin devamını sağlamaya yönelik olarak yapacağı icra
işlemleri ile süre her defasında yenilenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.03.2022 tarihli ve 2018/12-
752 Esas, 2022/384 Karar sayılı kararı ile 09.02.2021 tarihli ve 2017/12-351 Esas, 2021/57 Karar sayılı
kararlarında da benimsendiği üzere, alacaklı tarafından icra işlemi (örneğin borçlunun mallarının
haczedilmesi talebi) yapıldığı anda zamanaşımı kesilmekte olup ayrıca icra memurunca icra takip işlemi
yapılmasına ihtiyaç yoktur. Çünkü alacaklı taraf icra işlemi ile kendi üzerine düşeni yapmaktadır.
6. Diğer taraftan İİK’nın 143. maddesi uyarınca düzenlenen kesin aciz vesikası zamanaşımını keser ve aynı
maddenin 6. fıkrası uyarınca aciz vesikasına bağlanan borç, borçluya karşı aciz vesikasının
düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
7. Kesin aciz vesikası iki şekilde söz konusu olur. İcra takibi sonunda borçlunun haczedilen tüm malları
satılıp bedeli alacaklılara paylaştırıldıktan sonra alacağını tamamen alamamış olan alacaklıya kesin aciz
vesikası verilir (İİK md. 143/1). Haciz sırasında borçlunun haczi kabil hiçbir malı bulunamazsa bu durumu
tespit eden haciz tutanağı da İİK’nın 143. maddesi anlamında kesin aciz vesikası yerine geçer (İİK md.
105/1). Ancak bunun için borçlunun sadece haciz yapılan yerde değil, bunun dışında da haczedilecek
malının bulunmaması gerekir.
8. Geçici aciz vesikası ise İİK’nın 105. maddesinde düzenlenmiştir. Haciz sırasında borçlunun haczi kabil
malları bulunmakla birlikte bunların takdir edilen kıymetlerinin takip konusu alacağı karşılamayacağı
anlaşılırsa bu durumu belirleyen haciz tutanağı geçici aciz vesikası niteliğindedir. Burada aciz belgesi haciz
aşamasında verildiğinden ve haczedilen malların alacağı gerçekten karşılayıp karşılamayacağı ancak satış
sonunda anlaşılacağından aciz belgesi geçici niteliktedir. Geçici aciz vesikasının tek sonucu alacaklının
tasarrufun iptali davası açabilmesine imkân tanımasıdır (Hakan Pekcanıtez vd., İcra ve İflas Hukuku,
İstanbul, 2024, s.261-265).
9. Bu noktada belirtmek gerekir ki icra mahkemelerinin takip hukukuna ilişkin kararları maddi anlamda
kesin hüküm oluşturmadığından genel mahkemelerde açılan davalarda kesin hüküm tartışmasına konu
edilmez ise de takip hukuku bakımından birbirlerine kesin hüküm oluşturabilir. Aynı takip dosyasında veya
aynı alacak için daha sonra yapılan takip dosyasında, aynı taraflar arasında ve aynı konuda daha önce
verilen icra mahkemesi kararları, kesinleşmiş olması koşuluyla sonraki icra mahkemesi kararları için
(şikâyet, itirazın kaldırılması) kesin hüküm teşkil ederler (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul,
2001, C. V, s.5043-5044).
10. Somut olayda ise alacaklı vekili tarafından borçlu aleyhine bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo
senetlerine özgü haciz yoluyla takipte, ödeme emri şikâyetçi borçluya 24.04.2017 tarihinde tebliğedilmiştir. Alacaklı vekili 28.08.2018 tarihinde kesin aciz vesikasına esas olmak üzere sistemde kayıtlı tüm
banka şubelerine birinci haciz ihbarnamesi gönderilmesi ve UYAP sisteminden malvarlığı sorgulamaları
yapılarak haciz şerhi işletilmesi için kurumlara haciz müzekkeresi yazılmasını talep etmiştir.
11. Alacaklı vekili 25.09.2018 tarihinde borçlunun adresinde haciz yapılmasını talep etmiş, borçlunun
adresinde 25.09.2018 tarihinde yapılan haciz işleminde evde bulunan eşyaların lüzumlu eşya olduğu
belirtilerek haciz işlemine son verilmiştir.
12. Alacaklı vekili 26.09.2018 tarihinde icra müdürlüğüne başvurarak Akçaabat 2. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 2017/129 Esas sayılı dosyasına sunulmak üzere kesin aciz vesikası verilmesini talep
etmiştir. İcra müdürlüğünün 27.09.2018 tarihli işlemiyle, borçlunun hacizli ve fakat satışı yapılmamış bir
aracının bulunduğu, ayrıca taşınmazının da olduğu, taşınmaz aile mezarlığı şeklinde tescil ettirilse de haciz
ve satışına engel bir mevzuat hükmü bulunmadığı, bir malın kıymet takdiri ve satış işlemi yapılmaksızın
açık artırma işleminin mahiyeti gereği ne bedelle satılacağının ve borcun ne oranda karşılanacağının
bilinemeyeceği, ayrıca haciz sırasında tutulan menkul malın olmadığına ilişkin tutanağın İİK’nın 1 05… .
maddeleri kapsamında aciz vesikası yerine kullanılabileceği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
13. Alacaklı vekilince icra müdürlüğünün 27.09.2018 tarihli işlemine karşı şikâyet yoluna başvurulması
üzerine Akçaabat İcra (Hukuk) Mahkemesinin 10.05.2019 tarihli ve 2018/157 Esas, 2019/44 Karar sayılı
kararıyla şikâyetin reddine karar verilmiş, verilen karar istinaf edilmemesi üzerine 01.05.2023 tarihinde
kesinleşmiştir. Bu durumda icra mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla alacaklı vekilinin kesin aciz belgesi
verilmesi talebinin reddine karar verildiğinden, ortada kesin aciz belgesi bulunduğundan ve zamanaşımı
süresinin yirmi yıl olduğundan söz edilemez. Ayrıca takip dosyasında borçlu adına kayıtlı 61… plakalı araç
ve Trabzon ili, … ilçesi, … Mahallesi 1 15… parsel sayılı taşınmaz bulunduğundan 25.09.2018 tarihli haciz
tutanağının kesin aciz vesikası hükmünde olduğu da kabul edilemez. Her ne kadar icra mahkemesi
kararının gerekçesinde borçlu adına kayıtlı araç ve taşınmazın üzerine haciz konulduğu ancak satış
işleminin yapılmadığı, haciz işlemi sırasında borçlunun haczi kabil hiçbir mal bulunmadığının haciz
tutanağına yazıldığı ve bu şekilde düzenlenen haciz tutanağının İİK’nın 143. maddesi anlamında kesin aciz
belgesi niteliğinde olduğu belirtilmiş ise de aslolan hüküm fıkrası olduğu gibi gerekçe de kendi içinde
çelişkilidir.
14. Diğer taraftan alacaklı tarafından yapılan icra işleminin zamanaşımı süresini kesmesi için takibin
ilerlemesini sağlamaya yönelik olması gerekmektedir. Somut olayda alacaklı vekilince 15.12.2020 tarihinde
icra dosyasının yenilenmesi talep edilmiş ise de takip dosyasının yenilenmesi talebi takibin devamını
sağlamaya yönelik icra işlemi olmadığından zamanaşımı süresini kesmez.
15. O hâlde icra dosyasında alacaklı vekilinin 26.09.2018 tarihli talebinden sonra üç yıllık zamanaşımı
süresini kesen, icra takibini sürdürme iradesini gösteren bir işlemi bulunmadığından borçlunun icranın geri
bırakılması talebinin kabulü gerekir.
16. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması
gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
17. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen
nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması
gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Bir yanıt yazın